Hediye Hediye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hediye Hediye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Genel kültür

Merhaba blogsever dostlarım. Bu pazar Akşamı oturmuş, Beyazıt Öztürk'ün yarisma programı Beyaz'la joker i izliyorum. Çok ilginc bir soru ve ilginç bir hediye. İngiltere kraliçesi'nin 3. Mehmet'e gonderdigi hediye. Cevabı öğrenince merak ettim neden bu hediye diye google girip araştırdım. Ve hikaye daha da ilginç geldi bunu sizinle paylaşmayı istedim. Eminim size de ilginç gelecek. Hürriyet gazetesinin 2002 yayinindan size ayni şekilde aktarıyorum..İyi okumalar. İngiltere Kraliçesi Elizabeth’in Padişah III. Mehmet’e hediye ettiği orgun ilginç öyküsü İngiltere’de yeniden gündemde. Size aşağıda İngiltere kraliçesinden, tahta yeni çıkan Osmanlı Padişahı III. Mehmet’e gönderilen muazzam bir orgun çok ilginç ve maceralı bir öyküsünü sunuyoruz.Bu öykü, New Scientist dergisinde (19 Ocak) yayımlanınca, orgun varlığını araştırdık. Orgdan hiçbir iz yoktu. Çünkü, III. Mehmet’i hayran bırakan orgu, sonraki Padişah Sultan Ahmet ‘Bu gavur icadı, günahtır’ diyerek kendisi orgu balta ile parçalamıştı. Orgun tüm bu öyküsü İletişim Yayınları’ndan çıkan Halim Sıpatar’ın araştırdığı ve çevirdiği ‘Sultanın Orgu’ adlı kitapda enfes bir şekilde anlatılıyor.New Scientist’teki yazıyı özetle aşağıda sunuyoruz:Thomas Dallam şansının yaver gidişine inanamıyordu. Kendisi 16.yüzyılın sonlarında İngiltere’de yaşayan genç bir org yapımcısıydı. Bu tür becerilerin pek ilgi görmediği o dönemde Kraliçe güzel bir org edinmek istemiş ve bunun yapımı için Dallam görevlendirilmişti. Bu görevin kendisine verilmesi, Dallam’ı biraz şaşırtmış olsa bile, coşkulandırmıştı. İngiliz Kilisesi’ndeki müzik aletleri son elli yıldır parçalanıp hurda fiyatına satılıyordu. Kraliçe neden org istemişti?Padişaha armağanO sırada Doğu Akdeniz ülkeleriyle ticaret yapan Levant Şirketi’nin parasını vereceği org, Osmanlı padişahı III. Mehmet’e bir armağan olarak sunulacaktı. Levant şirketinin yöneticisi Richard Stapers sipariş edilen malı ‘Majestelerinin gönül rahatlığıyla bir başka hükümdara armağan edebileceği türde, gerek müzikal gerek sanatsal açıdan olağanüstü güzellik ve enderlikte, kısmen saat, kısmen müzik aleti olarak işlev görecek yepyeni bir şey’ olarak betimliyordu. Kısacası, yapımı çok farklı becerilerin bileşimi bir ustalığı gerektiriyordu. Bu işe Dallam uygun görüldü. Yapımına 1597’de başlanan saat-org bir buçuk yılda tamamlanabildi. İki insan boyundan uzun olan alet, klavyesi sayesinde geleneksel biçimde çalınabildiği gibi, kendiliğinden de çalabiliyordu. Dallam’ın orgu yeryüzünde üretilen ilk laternalardan biriydi. Önceden ayarlanan saati vurmasıyla, sık çivilerle donatılmış metal bir silindir devinime geçiyor ve çiviler org borularındaki valfların manivelalarını zorlayarak silindirdeki programlanmış ezgilerin çalmasına neden oluyordu. Körükler, teller, tekerlek ve çarklardan oluşan karmaşık bir sistem aracılığıyla, org repertuvarın sonuna dek çalmayı sürdürüyordu. Bu kadarla da kalmayıp, şakıyan kuşlar, borazan çalan heykelcikler ve dönen gezegenler de alete bir çeşni katıyordu.1599 yılında tamamlanan bu müthiş org parçalara bölünüp, paketlendikten sonra Hector adlı gemiye yüklenerek İstanbul’un yolunu tuttu. Armağanın daha etkileyici olması için, Dallam da beraberinde gitti. Dallam’ın 1853 yılında British Museum tarafından satın alınan güncesi yayınlanmamış olsaydı, bundan sonraki olaylar da herhalde belleklerden uçup gidecekti.Yolculuk olaylı geçmişti. Hector korkunç bir fırtınadan ucuz kurtulmuş, iki kez karaya oturup, korsanların saldırısına uğramıştı. Gelgelelim, karabasan asıl gemi İstanbul’a ulaşıp org açıldığında yaşanmıştı. İngiliz elçisi ve Levant şirketinin yerel görevlilerinin gözleri önünde, Dallam ilk sandığı açar açmaz ortalığı yoğun bir küf kokusu sarmıştı. Ahşap bölümlerle çevresindeki samanları küf bağlamıştı. Daha yakından bakıldığında, ahşap contaların gevşemiş olduğu görülüyordu. Kimi ahşap paneller çatlamış, ince boya işleri kabarmıştı. Orgun boruları bile bu zorlu yolculuktan nasibini almıştı. Tüccarlar dehşete kapılmışlardı. Ama Dallam orgu eski göz kamaştırıcı durumuna getireceğine söz vermişti. Biraz tutkal, biraz boya, birkaç ince çekiç darbesiyle bu işi halletmek mümkündü. Org saraydaDallam ve yardımcıları sonunda iki boruyu yenilemek zorunda kalmışlardı. Ancak, 10 gün sonra org büyük Türk padişahının sarayına yerleştirilmişti. Padişah gelmeden önce Dallam saati Osmanlı heyeti salona girer girmez düzeneği devinime geçirecek biçimde kurmuştu. Neyse ki, her şey yolunda gitmiş ve Dallam rahat bir soluk almıştı. Saat 22’yi vurur vurmaz 16 çan birden çınlamaya, ardından 4 bölümlük bir ezgiyi çalmaya başlamıştı. Bu ezgi bitince köşelerden fırlayan iki heykelcik gümüş borazanlarıyla şenliğe katılmış, bunu orgun iki kez yinelediği 5 bölümlük bir şarkı izlemişti. 16 ayak uzunluğundaki orgun tepesindeki karatavuk ve ardıç kuşlarının şakıma ve kanat çırpmalarıyla şenlik noktalanmıştı. Gelgelelim, Dallam kelleyi kurtarmıştı. Padişah da armağandan son derece hoşnut kalmıştı.* * *İngilizlerin yeniden gündeme getirdikleri ‘Sultan’ın Orgu’ olayına bakışları böyle. ‘Sultan’ın Orgu’ isimli Türkçe kitaptaki eklerde, orgun sonraki öyküsü anlatılıyor. III.Mehmet mutlu mesut orgu kullandıktan sonra yerine gelen Padişah Sultan Ahmet, orgu zındık işi bulmuş. Sultan Ahmet’in dini inançları da bağnazmış. Bir belgeye göre Sultan Ahmet baltasıyla orgu parçalamış. Diğer söylentiye göre ise orgu parçalatmış. Her iki durumda da orgu yokeden Sultah Ahmet...�

Genel kültür

Merhaba blogsever dostlarım. Bu pazar Akşamı oturmuş, Beyazıt Öztürk'ün yarisma programı Beyaz'la joker i izliyorum. Çok ilginc bir ...