Kumbaravan







Yağmurlu bir Çarşamba sabahından merhaba dostlar;
Bu gün İstanbul'da hava kapalı ve yağışlı, beklenen kar 'ha yağdı ha yağacak' derken şubat ayının da sonuna geldik. Zaman ne çabuk geçiyor değil mi ?
Gazete okumayı gençliğimden beri çok severim. Sabahları kahvaltıdan sonra gazete okumak en büyük keyfimdir. İnternetin hayatımıza girmesinden sonra herkes gibi sosyal paylaşım sitelerine takılmaktan, gazete okumayı azaltmış olsam da yerel bir gazete olan GazeteKadıköy'ü mutlaka temin edip okuyorum.☺Bu  benim devamlı severek  okuduğum bir gazete. İlçemizde olup biten her şeyi, yapılan güzel işleri, sanat ile ilgili duyuruları, yenilikleri kısacası ilçemizle ilgili güzel haberleri okuyor mutlu oluyorum.☺ Emeği geçenlere buradan çok teşekkür ediyorum...

Bu haftaki gazetede (16-22 Şubat 2018)  bir röportaj  dikkatimi çekti. Kadıköy doğumlu sanat girişimcisi-oyuncu Şivan Adalı'nın röportajıydı. Genç oyuncunun sanat kurumlarıyla seyirci arasında köprü kurması için, 1 yıl önce  hayata geçirdiği 'Kumbaravan' isimli, içerisinde sosyal girişimleri barındıran kültür sanat portalından bahsediyordu. Açıkçası bu tür sosyal projeleri, güzel yapılan işleri daima takdir etmiş, destek vermişimdir. Bu proje de çok hoşuma gitti. Herkesin haberdar olması için hemen duyurmam gerektiğini düşündüm.☺ İnşallah okuyucularımın da bu konuya duyarlı olacaklarına inanıyorum...


 Adalı halkın sanata ilgisinin fazla olmasına rağmen etkinliklerle buluşturulamadığını hatta hiç tiyatroya gidemeyenler olduğunu gözlemlemiş ve bunu aşmak için neler yapılabileceğini düşünerek kumbaravanı kurmuş. Bu nedenle; organizasyon yaparak, kampanyalar üreterek salonlarda doluluğu artırmak ve daha fazla bilet alımına toplu indirimlerle teşvik etmek kumbaravanın kurulma maksatlarından bir tanesidir diyebiliriz. Ayrıca  sanat sektöründeki sorunları gidermek düşüncesiyle de projeler hayata geçirmek için atılmış önemli bir adım.

Tiyatroların yüksek fiyatlarından yakınan seyirci için fiyatları  aşağıya çekerek daha çok seyircinin daha fazla  tiyatroya gitmesine olanak sağlamak amacını güden bir proje. Örneğin özel tiyatroların 20-30 lira olan bilet fiyatları toplu bilet alım indirimleriyle tüm seyirciler için 15 liraya kadar düşürülmüş.Yeni açılan eğitim ve sanat gişesinde kısıtlı sayıda bilet akademisyenlere, öğretmenlere ( kendi aracılığıyla,öğrencilerine ) 10 lira olarak satışa sunulmuş.
Kumbaravan için kısaca ; Toplu bilet satar, organizasyon yapar, destekçi bulur, kampanya düzenler diyebiliriz...






Ünikumbaravan tüm üniversite öğrencilerine  kültür ve sanat etkinliklerinde ücretsiz bilet ve kitap sağlayan sosyal bir girişim. Dilediğiniz etkinliğin biletini sadece 10 liraya alıp 'Kumbaravan.com' da kumbaraya atıp bir üniversitelinin izlemesine vesile oluyorsunuz. Satın alma işlemi sonrası size bir referans numarası veriliyor. Daha sonra ilgili referans numarası ile twitterde @unıkumbaravan hesabında duyuru yapılıyor. RT yapan üniversite öğrencileri arasından raslantısal olarak seçilenler kumbaraya atılan biletlere sahip oluyor. Dilerseniz tüm süreci online olarak takip etme imkanınız da var.
Aynı şekilde kitap/lar satın alarak da kumbaraya atabilir, bir üniversitelinin kitap sahibi olmasına katkıda bulunabilirsiniz..



Öğrencilerin kültür ve sanat tecrübesini artırmak amacıyla, kişilerin kültürle sanatla ilgili dilediği bir eşyayı, imkanı, unsuru öğrenciyle buluşturmak için de #kumbarayaİstediğiniAt  hareketini başlatmışlar.
Ayrıca hayatında hiç tiyatroya gidememiş, oyun izleyememiş üniversitelinin tanışma bileti de bedava. Detayları aşağıdaki telefon numarasından öğrenebilirsiniz ..





Okulkumbaravan ; ilk, orta ve lise öğrencileri ve öğretmenleri içine alan bir sosyal girişim. Öğrencilere öğretmenleri aracılığı ile ücretsiz kitap edinmelerine vesile oluyorlar. Ayrıca 10 lira gibi bir ücretle tiyatro izlemelerine olanak sağlıyorlar. Bilet sayısı kısıtlı. Yakında 'Öğretmenim Beni Tiyatroya Götür' kampanyasına başlayacaklar. Öğretmenler öğrencilerini ne kadar tiyatroya götürürlerse öğretmenlere bunun için sürprizleri var...

Burs kumbaravan; Öğrencilerin kültür ve sanat bilgisini artırmak amacıyla etkinlik sahiplerinin ve yayın evlerinin de desteğiyle, kültür sanat bursu sağlamayı amaçlayarak, temmuz 2017 itibariyle başvuru almaya başlayan sosyal bir girişim. Müzik, tiyatro, edebiyat ve sinema sanatlarında burs sağlıyorlar. Üniversite öğrencilerine kültür ve sanat bursu sağlamak amacıyla kişi ve kurumlarla öğrenci arasında köprü kurmak için oluşturulmuş bir proje. Açıkçası bu köprüyü ayakta tutan en önemli unsur da bursiyerlere bu imkanı sağlayan, maddi desteğini esirgemeyen, öğrencilere bilet ve kitap satın alarak onlara burs veren kişi ve kurumlar. İsteyen kişi ve kurumlar burs.kumbaravan.com adresine girerek ' Adaylar' bölümünde dilediği bursiyer adını profilini inceleyerek kendisine istediği bursu verebiliyor, daha sonra da kullandığı bilet yada kitapların nasıl ve nerede değerlendirildiğini gözlemleyebiliyor...

Öğrencilere en güzel hediye bu olmalı degil mi? Öğrencilere böyle bir imkan sunulması heyecan verici. Dileğim katlanarak büyüyen bu projeler daha güzel işlere imza atar  😊
Teşekkürler Şivan Adalı yolun açık olsun...

Sosyal medyada takip etmek isterseniz; kumbaravan.com  @unikumbaravan  @kumbaravan

Sevgiyle kalın ☺❤





Büyük Blog Takip Etkinliği





Büyük blog takip etkinliği:
Selamlar yepyeni bir blog keşif etkinliği başlatıyoruz.Etkinliğimizin bir süresi yoktur bir yıl,iki yıl sonra bile gelseniz kabulümüzdür.Biliyoruz ki hala bloguna önem veren ve onu geliştirmek için çabalayan fakat takipçisi sayısı artmadığı için üzülen çok sayıda arkadaşımız var.Bizde instagramda çok moda olan takip etkinliklerinden etkilenerek bloggerlar için blog takip etkinliği yapmaya karar verdik.
Yapacağınız işlemler son derece basit ve etkili,kurallara herkesin uymasını rica ediyorum bu şekilde etkinliğimiz başarıya ulaşabilir.Blogları takip ettikten sonra bile birbirimize ziyaretlerimizi sürdürürsek tıklanma,yorum sayımız artar ve site trafiğimiz olumlu yönde etkilenir.
Gelelim kurallara:

-Aşağıda linkleri bulunan bloglara tıklayıp izleyiciler bölümünden yani GFC butonundan  takibe alalım.O bloglarda bulunan bu yazıyı bularak altına yorum yazalım.Bu şekilde bütün arkadaşlarımız sizlere geri dönüş sağlayacaktır.Geri dönüşler anında olmayacaktır çünkü herkes vakit bulup da her gün internete giremeyebiliyor fakat mutlaka bir kaç içinde bütün arkadaşlar takibe alarak bloglarınıza yorum yapacaktır içiniz rahat olsun.

Yorum yapan diğer arkadaşlarında bloglarına giderek "Büyük Blog Takip Etkinliğinden geldim."diyerek yorum yaparsanız eminim bütün arkadaşlar bir kaç gün içinde geri dönüş yapacaktır.Lütfen kimse diğer katılanlar gelsin diye beklemesin herkes yorum yapanlara gitmeye çalışsın.Diğer link verdiğim blogger arkadaşlarında yazılarına bir çok yorum geleceğini düşünürseniz bir anda bir çok takipçiniz olacaktır.

-Bu yazıyı Google Plustada paylaşalım yani +1 yapalım ki bir çok blogger yazımızı görsün daha büyük kitlelere ulaşabilelim.

Ve gelelim linklere:











11-https://sezersadet.blogspot.com.tr/

12-https:// bahceperim.blogspot.com.

13-https://ruhsa.blogspot.com.

14-http//www.eceevren.com

15-https://sezersadet2.blogspot.com.

Dikkat, Fomo Olabilirsiniz !





Merhaba blog sever dostlarım;
 Geçen gün kursta  hocamız ,'sağ olsun bizimle yine çok güzel  bilgiler paylaştı.Teneffüs saatlerinde de değerli hocamız ve arkadaşlarımla sohbetlerimiz çok keyifli geçiyor. Üstelik yeni şeyler öğrenip sizlerle paylaşacağım konular oluşuyor☺
Geçen gün öğrendiğim ve hocamın da yazmamı istediği fomo nedir ondan bahsedeceğim biraz.
Kimbilir çoğumuzun çevresinde,yakınlarında bu hastalık mevcut.Belkide biz fomoyuz da hasta olduğumuzdan haberimiz yok.😞
Sürekli sosyal medyayı kontrol ediyor,facebooktan çıkıp twittere oradan instagrama mı giriyorsunuz? İnternete girmediğiniz zaman huzursuz mu oluyorsunuz? Cevabınız evetse fomo hastalığına yakalanmış olabilirsiniz...
Daha emin olmak için yazdıklarımı okumaya devam edelim😊


Fomoyu daha da geniş açıklarsak kişilerde oluşan gündemden geri kalma korkusu,gelişmeleri kaçırma korkusu diye söyleyebiliriz.Bu tarz bir korku insanın kontrol duygusuyla ilgili bir korkudur.İnsanın psikolojik bütünlüğü bozulunca korku oluşur.Uzmanlar tedbir alınmazsa bu hastalığın insan geleceğini dahi etkiliyebileceğini söylüyor...



Fomo ayrıca bağımlılık derecesinde İnternet   kullanma durumudur.Sanal bir hastalık, medya bağımlılığı diyebiliriz.Uyuşturucu,sigara,içki bağımlılığı gibi insana zarar veren ve esir alan bir bağımlılık.Uyuşturucu gibi kişinin bilinç kontrolünü bozuyor ne yazık ki.Bir kere fomoya yakalandınız mı bırakması güçleşiyor...

Sanal ortamda bulunmayınca kişi kendini rahatsız hisseder.Facebookta  fazla beğeni almak ister yada twitterde yazdıkları  retweet yapılsın ister.Facebookta fazla beğeni alamamaktan endişelenir,kendini kabullenilmemiş hisseder.Bu kişiler sürekli haberleri,sosyal medyada olup bitenleri okurlar ve olanları kaçırmaktan korkarlar.Kendileri de sürekli yazma,konum bildirme,resim ve bilgi paylaşmadan duramaz.Beğenilme ve onay alma durumlarını en üst seviyelerde,yoğun bir şekilde yaşar. .



Genç nüfusun çoğunlukta olduğu ülkemizde daha çok görülüyor. Türkiye bu açıdan riskli bir ülke.Daha çok z kuşağında ve erkeklerde görülüyor.Z kuşağını bilmeyen okuyucularım önceki yazılarımda(x,y,z sen hangi kuşaktansın?)açıkladım.Bulup okuyabilirler.Mükemmelliyetçilerde ve kendine güveni olmayanlar da görülme olasılığı fazla.Fazla bağımlı olan kişiler ileride psikiyatrik bir sendroma yakanabilirler.Bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde bununla ilgili bir bölüm açılmış ve bununla ilgili bir oda ayrılmış.Hastalar buraya yatırılıyor.Durum gerçekten de sanılandan çok ciddi ne yazık ki.

İnternette bir şeyleri kaçırmamak istiyor,kaçırdım korkusuyla baştan sona bütün her şeyi gözden geçiriyorsanız ve bunun saçma olduğunu bilip engel olamıyorsanız yada telefonu elinizden bırakamıyorsanız  bir uzmandan yardım almanız gerekebilir. Mazallah daha kötü sonuçlar yaşamayalım.Fomo eğer tedavi edilmezse kaygı bozukluğu ve depresyon gibi bir çok hastalığa yol açabilir.

Çok öncelerden ilk defa başıma gelmişti,çok da yadırgamıştım.Şimdi sanki bu tarz durumlarla daha fazla karşılaşıyoruz.Küçük bir mağazaya girdim.Mağazanın sahibi bayanın elinde telefon,başımda bekliyor.Güya benimle ilgileniyor fakat bir yandan da telefonun tuşlarıyla oynuyor.Bir şey soruyorum cevap veriyor,tekrar telefonununa dönüyor.Tabi bir şey almadan çıktım.Sanıyorum  böyle yaparak müşteri de kaybediyordur.Kesinlikle  çok zor bir durum...


Bu kadar gerçekten ciddi boyutlara varabilecek bir hastalıktan bahsettik.Peki fomoya yakalanmamak için ne yapabiliriz.Öncelikle internetten kopup dışarı çıkmalı,dolaşmalıyız. Arkadaş gruplarımızla daha sık beraber olmalıyız.Doğa yürüyüşleri gibi aktivitelere de  katılabiliriz.Değişik hobiler edinmek de fayda sağlayabilir...

Uzmanlar diyor ki; tuvalette internete giriyorsanız sorun değil fakat internete girmek için tuvalete kaçıyorsanız,işte sorun başlamış demektir.Artık ne yazık ki fomoya yakalanmışsınız demektir...
Bir yazımda bahsetmiştim.Yine uzmanların söylediği gibi;bilgisayar başında vücut selatonin mutluluk hormonu salgılıyor bu da insanın artık hiç bir şeyden zevk almamasına yol açıyor.Bunun sonucunda da  hayatımızda aklımıza gelebilecek  her türlü zararı verebilir.Uzmanların uyardığı bu nokta da göz ardı edilmemeli diye düşünüyorum..






Bir tanıdığım İstanbul Anadolu yakasından Avrupa yakasına arkadaşına ziyarete gitmiş. Bilirsiniz trafik nedeniyle İstanbul'un bir yakasından bir yakasına geçmek zordur.Neyse sohbet edilirken,evin kızı çay doldurmak için mutfağa gitmiş.Arkadaşım bekledik bekledik çay getiren yok,kafamın tası attı dedi. Artık dayanamamış "Kızım çayı getireceksen getir taa nerelerden geldim,ben kalkıyorum"diye mutfağa doğru bağırmış 😊 Meğerse evin kızı telefona dalmış,çayı koymayı unutmuş .Annesi çok mahçup olmuş tabiki...
Kimbilir sizlerin de karşılaştığı ne hikayeler vardır?



Bizim gençlik zamanlarımızda internet olmadığı için sosyalleşmemiz çok kolaydı ve (Arkadaşlarımızla,komşularımızla,akrabalarımızla)çok da güzel günler geçirdik.Şimdi  anneler,babalar hep çocuklarının dışarıya çıkıp sosyalleşmediğinden yakınıyorlar.Çoğu tanıdığımdan duyuyorum.Çocuklarının odalarından gün boyu çıkmadıklarını,bilgisayar başından kalkmadıklarını  endişeyle bahsediyorlar....

Yazımı okuyan gençler kendinizi bu kadar kaptırmayın.En azından internete bir saat belirleyin,onu aşmayın.Kendinize engel koyun.Bunun için zorlayın.Gelecek sizin elinizde😊 Hayatı mutlu dolu dolu yaşamak varken,geleceğiniz neden kötü olsun ki ? Kendinize ne kadar zarar verdiğinizi ,durun bir düşünün derim.Güzel günler sizlerin olsun...

Fomosuz günler..Sevgiyle kalın 💕


Yürüyüş Zamanı


Bugün 15 şubat 2018 perşembe saat 17.30 



Her şeye rağmen bir umut var.Tek başına açmış çiçek ☺



Merhabalar
Birkaç gündür evden dışarı çıkamadım.Kaç gündür çıkayım biraz yürüyeyim istedim işlerim vardı olmadı.Bugün çıkma fırsatı buldum neyse ki.Son günlerde tanıdıklarımın hastalık ve ölüm haberleri fazlasıyla moralimin sıfırlanmasına sebep oldu :( Keyfim de yoktu biraz.Havaların bu dengesiz durumundan üzerinize afiyet birazda grip olmuşum.





Hava kapalı biraz serindi.Rüzgar da vardı.Fakat köpeğini gezdirmeye çıkmış mutlu insanlarla karşılaşmak,denizin ve martıların sesi çok iyi geldi☺ Hatta bu soğukta sahile  masa kurmuş sohbet ederek okey oynayan bir grup insanı görmek gülümsetti beni.



 İki sevimli köpek birbirleriyle oynuyorlardı.Hatta biri bana poz verdi.Onları seyrettim bir süre ☺

Spor yapmak sağlığımız için mutlaka çok faydalı fakat yürüyüşün faydası çok daha fazla diye düşünüyorum ☺Yürüyüşün özellikle açık havada yürüşün çok faydası var gerçekten.Öncelikle psikolojiye çok iyi geliyor.Yürüyüşün kalp ve damar sağlığına da iyi geldiğini hepimiz biliyoruz.Yürüyüş yapmak başka ne faydalar sağlar bize ?Hafızayı güçlendirir,daha kaliteli uyku çekmemizi sağlar,kolesterolü ve tansiyonu düzenler,ruhu dinlendirir,daha fazla oksijen almamıza sebep olur ve bağışıklık sistemimizi güçlendirir.
Her gün düzenli ve tempolu yürümek kilo vermemizi de kolaylaştırır.




Canınız sıkkın moraliniz mi bozuk atın kendinizi dışarı havanın ve yürüyüşün keyfini çıkarın.Mutlu ve huzurlu olmak istiyorsanız yürüyüş yapmanızı gerçekten tavsiye ediyorum.Eklem ve kas sağlığımız için de yürüyüş çok faydalı.


Benim tarafa koşan bir başka köpek belli ki çok mutluydu ☺





Yürümeyenler varsa yada yürüyüşü sevmeyenler bu yazımdan sonra umarım yürümeye başlarlar ☺


Tek tük de olsa yürüyen insanları görmek sevindirici ☺


Hadi hep beraber yürüyüşe ☺


Hepinize bol yürüyüşler.Sağlıklı kalın ☺❤

Sevgililer Günü mü? Sevgi günü mü?





 Merhaba değerli blog sever dostlarım.

Bugün 14 şubat sevgililer günü.Bugünü aslında kutlayan da var kutlamayan da var.
14 şubat sevgililer günü neden kutlanır nereden gelmiştir bu adet  hiç bunu düşündünüz mü? Bir rivayete göre  Roma'da zalim imparator claiudius'un  Papaz Aziz Valentin'e yi 14 şubatta öldürmesiyle bu gün Aziz Valentin günü olarak kutlanmaya başlanmış.Diğer bir rivayete göre de 14 şubat 1800 yılında Amerikalı Esther Howland'ın para kazanmak maksadıyla insanlara kart yollamasıyla başlattığı bir olay.Sevgililer günü olarak kutlanmaya devam edilmiş.Bir çok insanın kullanmasıyla birlikte toplumsal bir olay olarak başladığı,ticari maksatlı olduğu söylenir.Hangisi doğrudur bilemiyorum fakat bizimle hiç ilgisi olmadığı açık :)





Ellerini ısıtırken kalbini üşüteni değil...
Ellerine dokunmadan kalbini ısıtabileni seç...

K.Tazeoğlu








Her yerde sevgililer günü konuşmaları,ekranlarda sevgililer günü reklamları. Bloglarda,gazetelerde,sosyal medya da 'sevgililer günü hangi hediyeleri almalıyız' gibi tavsiyeler okuduk günlerce.
Çok pahalı hediyeler almak gerekmiyor hatta hediye almak da gerekmiyor :) Bütün bir yıl sevgiline(eşine,nişanlına) sevgini göstermeyip,bir güne  sığdırmak da çok yapma bir eylem açıkçası.İlla bu günü kutlamak zorunda hisseden gençlerimizin hediye alamadığı zaman küskünlüklerin ve ayrılmaların oluşu ayrı bir üzücü durum.Hediyeleşme tabi ki güzel,her zaman yapılabilen bir eylem.İçinizden gelir yada iyilik görmüşsünüzdür karşılığında hediye alırsınız.Sadece sevgilinize değil kardeşinize,arkadaşınıza,komşunuza vb.hediye alabilirsiniz...

Eğer bir topluma bu tür günlerin kutlaması dayatılıyor yada buna özendiriliyorsa burada bir problem var demektir.Hele hele bu günleri kutlarken hediye almanın mecburi gibi gösterilmesi insanları sıkıntıya sokar.Sadece sevgililer gününde değil her zaman daima karşılıklı samimi  içten yapılan eylemler kişileri daha mutlu eder kesinlikle..


İllaki bu günü kutlamak istiyorsanız bir değişiklik olsun maksat muhabbet olsun diyorsanız :) Birlikte sinemaya,tiyatroya gidebilirsiniz yada eşinize bu gün yemek hazırlatmayıp,onu yemeğe götürebilirsiniz veya siz yemek hazırlayabilirsiniz.Ne bileyim mesela o gün eşinizi hiç yapmadığınız kadar el üstünde tutabilirsiniz,Şımartabilirsiniz. (kendini prenses falan hissetsin) :) Evlenme teklifinizi de o gün yapabilirseniz çok da güzel olur :)


Küs sevgililer o gün barışıyorsa,hediye vermeyen birisi o gün hediye veriyorsa,sevgi bağını daha da kuvvetlendiriyorsa bu günü kutlamak güzel şeylere de vesile oluyor diyebiliriz.

Şimdiden sosyal ağlarda çiçek böcek resimleriyle kutlamalar başladı bile.Arkadaşlar,tanıdıklar bana da gönderiyorlar sağ olsunlar:) Bunlardan para kazananda vardır her halde.Ne kadar çok gönderim olursa o kadar kazanç :) E bol kazançlar o zaman...
Sevgililer gününüz kutlu olsun :)












İkigai Japon Felsefesi







Merhaba sevgili dostlar.Bugün yine sizlerle beraberim ☺❤
Bu aralar bir felsefedir gidiyor.Her yerde herkes yaşamla ilgili değişik felsefelerden bahsediyor.Minimalizm den sonra bu konular dikkatimi daha fazla çekmeye başladı açıkçası.
Dün bir arkadaşımla sohbetim sırasında İkigai den bahsettik.Önceki gün bir arkadaşım ikigai ile ilgili resim paylaşmış.
E ben de bunun üzerine  ikigai hakkında yazayım bilmeyenler varsa öğrensin dedim ☺

Japonya'nın Okinawa adasındaki halk 100 yaşına kadar yaşıyor.Peki bunun sırrı  nedir diye bakıldığında ikigai felsefesi olduğu söyleniyor.Okinawa'da (Asırlık insanların en fazla bulunduğu Ada) doğan insanlar yeni bir güne başlama sebebimizin ikigaimiz olduğunu söylüyorlar.

Öyleyse bu kadar uzun yaşamın sırrı olan ikigai nedir merak ettik değil mi?
Japonca kökenli ''iki'' yaşam anlamında,''gai''gaye,amaç olarak kullanılıyor.Yani yaşamın amacı,yaşam sebebi gibi bir sonuç çıkıyor..Japonlar ikigai için yataktan sizi  çıkaran düşünce diye tanımlıyorlar.Herkesin bir ikigaisi yani varolma nedeni vardır.ikigaini bulman,seni mutlu eden şeyleri yapmanla mümkün olur.Japon kültüründe emeklilik diye bir kavram yok.Hayatın sonuna kadar kendilerini mutlu eden uğraşlar ediniyorlar.İkigai felsefesini hayatlarına dahil etmişler...
İkigainizi bulmak için öncelikle;
_Nelerden mutlu olduğumuzu
_Yeteklerimizin neler olduğunu
-Tutkularımızın neler olduğunu kendimize sormalıyız.


Yataktan kalkarken bizi neyi mutlu ettiğini,yaşam gayemizin ne olduğunu bir düşünelim.Pozitif düşünceyle güne başladığımızda o günün çok daha farklı geçtiğini fark edeceksiniz.



Bizim Ülkemizde  emeklilik yaşı geldiğinde emekli olunur.Elini eteğini her şeyden çekersin,artık hayatta bir gayen yoktur.Adeta ölümü beklersin. Ne acı değil mi? Gayesiz,mutsuz bir hayat.Bizim toplumumuzda öncelikle emekli olmuş erkekler daha çabuk çökmekte ve daha erken ölmekteler.
Bir tanıdığımın babası annesinden önce ölmüştü 6 ay geçmeden annede kanser oldu geçen hafta vefat etti.Arkadaşın söylediğine göre annesinin,baba öldükten sonra çok mutsuz olduğunu,adeta hayattan zevk almadığını söyledi.Genelde ne yazık ki eşi öldükten sonra hayatı bırakan diğer kişi çok yaşamıyor yada sağlıksız,kalitesiz bir hayat yaşıyor...

Uzun,sağlıklı yaşamak  için yediklerimiz içtiklerimiz önemli fakat yaşam enerjimizin yüksek olması daha önemli.Ruhsal sağlığın yerinde,mutlu yaşıyorsan bunun sonucunda ömrün de uzun olur.
Sabah kalktığımızda bugün de uyandık çok şükür dedikten sonra acaba kaç kişi yataktan keyifle kalkıyor?İkigaimizi yakaladık mı?kimimiz işinden memnun değil,kimimiz okulundan,kimimizin yapacak uğraşısı yok,kimimiz de yaşadığı hayattan memnun değil..
Zorla yatağımızdan kalkıp,mutsuz bir şekilde rutin hayata devam..Hayatımızın bir gayesi olmadan bu hayat şartlarında ömrümüzü tüketiyoruz..

Japonya ekonomisi Dünya'nın en büyük 3.ekonomisine sahip.Hal böyle olunca onların ikigai felsefesini uygulaması daha kolay diye düşünüyorum :) Ekonomi gibi faktörlerin insan hayatına çok büyük etkileri var gerçekten...
Bütün olumsuzluklara rağmen hayata pozitif bakmak,daima gülümsemek,iyi arkadaşlar edinip onlarla muhabbetimizi devam ettirmek,daima keyif aldığımız uğraşlar edinmeye çalışmak,teşekkür etmeyi bilmek ve sabah bir gaye için uyanmaya çalışmak ikigaimizi ortaya çıkartır ve mutlu yapar bizi...
Okumak isterseniz önceki yazım şurada 👇 İkigai felsefesinin değişik yoldan anlatımı,bir de buradan okuyun ☺

İkigai felsefesini benimsemek hayata bir amaçla tutunmak demektir.Sabah yataktan kalkmak için bir amacın yoksa iyi bir yaşam için çaban da yok demektir.Bir insan sevdiği için yataktan mutlu,güçlü ve istekli kalkar.Sevdiği eşi olabilir,çocuğu olabilir,torunu vb. olabilir.Bu sevgi hissi o kişiye güç verir.Bir insan işe yarıyordur,işinde başarılıdır,yeteneklerini ortaya çıkarabilmiştir.Bu şevkle yataktan kalkar.Yada sevdiği şeyleri yapıyordur,huzurludur vicdanı rahattır.Bunun sonucunda keyifle yataktan kalkar.Bu sayılanlar veya  daha fazlası sizde varsa eğer ikigainizi bulmuşsunuz demektir.Ömrünüz sağlıklı uzun geçer inşallah ☺



Çağımızın hastalığı stresten uzak kalabilirsek ikigaimizi yakalayabiliriz.
Bir amacımız var ve yataktan mutlu şekilde kalktık ama iş bununla bitmiyor.
İşimize gitmek için yola çıktığımızda trafik stresi,arkasından iş yerindeki stres,parasal stres bunun gibi bir sürü strese maruz kalırız.Bu tür olaylar hayat enerjimizi bir anda yok edebilirler.Kolay mı  Sizce ? Bunları aşıp ikigaimizi bulmak zor açıkçası ☺


Hepinize zor hayat şartlarında ikigainizi bulup sağlıklı uzun ömürler diliyorum.İyi hafta sonları☺❤













Mim-Benim Sinemam



MİM-BENİM SİNEMAM






Merhaba dostlar ilk defa bir mim yazacağım.Yazmaya çalışacağım desem daha doğru olur ☺Mim nedir nasıl yazılır yazabilir miyim? Derken sevgili Ruhsa'dan İnciler blogunun yazarı beni mimledi.Kendisine buradan teşekkür ediyorum :) Blog adresi  https://ruhsa.blogspot.com.tr/


Sinemada izlediğin ilk film ?

Sinemada ilk filmim;Peygamberimiz Hz. Muhammed'in hayatını,İslamiyetin doğuşunu  anlatan baş rolde Anthony Quinn'in oynadığı Çağrı filmiydi.Lise yıllarında şehrimize gelen çok sansasyon yaratan bir filmdi.Güzel bir yapımdı.Beni çok etkilemişti.Çok büyük emek verilerek yapılmış bir film.Google arama motorundan çağrı filmini arama yaparsanız çekimiyle ilgili ilginç bilgiler okuyabilirsiniz.Doğrusu ben de bilmiyordum :)

Film en güzel..de/da izlenir ?

Ben sinemada izlemeyi seviyorum.O yüzden Sinema diyorum :)

Film izlerken olmazsa olmazın var mı ?

Film izlerken patlamış mısır olmazsa olmazlarımdan :) Sinemada lezzetli geliyor nedense.Evde yaptığım mısırlar o kadar lezzetli gelmiyor :)

Tek başına mı kalabalık mı ?

Eşim ve çocuklarımla yada arkadaşlarımla daha keyif alıyorum.Asla tek başıma seyretmem.

Mısır mı ? cips mi ?

Tabi ki mısır 

İki boyutlu mu üç boyutlu mu ?

İki boyutlu seyrettim üç boyutluyu bilmiyorum o yüzden buna cevap veremiyorum.Bu sorudan sonra en kısa zamanda üç boyutlu sinemaya gitmeyi düşünüyorum ☺

Avm sineması mı sokak sineması mı ?

Avm sinemasını tercih ediyorum.

Filmden önce filmin fragmanını mı izlemek ? Yorumları mı okumak ?

Fragmanını izlediklerime gidiyorum genelde

Sevgilerimle...
Mimlediklerim
ertugrul-yildirim.blogspot.com
esratakim.blogspot.com.tr
herseydembiraz0.blogspot.com.
gel.bilgial.blogspot.be

Ayrıca yazmak isteyen herkesi mimliyorum ☺





Minimalist Yaşam



İstanbul'da dün akşam çektiğim,zamansız çiçek açmış ağaç 
Gece çekim 







Merhaba blog okurlarım bu gün hava yazdan kalma dediğimiz türden günlük güneşlik.Kışı yaşadığımız şu günlerde maalesef  kurak gidiyor.Bu gün yine hâlâ kar yok 😢  Daha etkili su ihtiyacı yağmurdan ziyade,kar yağışından karşılanır...


Kütahya'da çarşının ortasında,sesleri takip ederek buldum.Çam ağacının içinde cıvıldayan serçeler. O kadar çok ses çıkarıyorlardı ki ☺



Uzun bir süre önce,yazılarımı takip eden değerli bir arkadaşım bana minimalizm hakkında yazmamı önerdi.Kırar mıyım onu ☺❤ Bugün (30 Ocak) hadi yazayım diye oturdum bilgisayarımın başına...

Oturdum oturmasına da bir türlü yazımı tamamlayamadım.Taslak halinde beklerken dün (5 şubat) Diksiyon kursunda  değerli  hocam da minimalizmden bahsedince 'Ben bu konuyla ilgili yazmaya başlamıştım,taslak halinde bekliyor.Hiç bir şey tesadüf değil ' diyerek  hocama yazımdan bahsettim. Açıkçası yazıp yayınlamalıyım artık diye düşündüm.☺ Hocamın pozitif enerjisi sayesinde derslerimizin çok güzel geçtiğini söylemeden geçemeyeceğim ☺❤
 Hocam bir öğrencisinden bahsetti. Öğrencisi hocamıza bir sürü kıyafeti olduğundan ve yinede mutsuz olduğundan bahsetmiş.Hocamızda ona  minimalizden söz etmiş.Şimdi öğrencisinin minimalizm felsefesini uygulamaya başladığını,daha mutlu olduğunu söyledi.Kursta arkadaşımızın biri de; arkadaşının kullandığı giysilerinin çok pahalı ve kaliteli  olmasından dolayı kimseye veremediğinden ve buna çok şaşırdığından bahsetti....
Hocamın minimalizm felsefesini benimsediğini,hayatını ona göre şekillendirdiğinden bahsetmesi ve çocuğunu da bu şekilde yetiştireceğini söylemesi doğrusu takdire şayandı.Diğer takdire şayan kişiler kızım ve oğlum.Onların da  minimalizm felsefesini uyguladıklarını söyleyebilirim.Gerçekten uygulamak çok kolay değil.Genç okurlarıma inşallah örnek olur...

Minimalizm ne ki? diye sorduğunuzu duyar gibiyim 😊
Bilenler bilir minimalizm  fazlalıklardan arınmış,kendini daha rahat ve mutlu hissedeceği abartısız,düzenli yaşam felsefesi.Kısaca hayatımızın bütün her şeyiyle ( Kullandığımız eşyalar,düşüncelerimiz,konuşmalarımız,zamanımız) sadelik diye tanımlayabiliriz.
Minimalizm=Sadelik

Minimalizm sözlük anlamı :
1)Modern sanat ve müzikte,kökeni 1960'lara giden,sadelik ve nesnelliği ön plana çıkaran bir akım
2)Görsel sanatlar ve müzik alanlarında 1960'ların sonlarında New York kentinde ortaya çıkan,biçimde aşırı sadeliği ve nesnel yaklaşımı savunan akım
3)Az sözcük kullanarak çok şey anlatma çabası
 Kaynak:https://www.seslisozluk.net/

Bütün severek aldığınız ev eşyalarını yada  giysilerinizi,ayakkabılarınızı,takılarınızı bir düşünün.Hepsini kullanıyor muyuz? Yada hiç işe yaramadan bir köşede kullanılmayı mı bekliyorlar.Bunca eşyaya rağmen hala mutsuz musunuz? Eğer cevabınız evetse artık sizin de minimalist olma zamanınız gelmiş :)  Hayatınıza yeni bir başlangıç yapma zamanı artık....





Şu yaşadığımız çağda maalesef para,gösteriş,lüks almış başını gidiyor.İnsanların her şeyi var fakat mutsuzlar.Para araç olmaktan çıkmış amaç olmuş.Bireyler elde ettiklerinden daha fazlasını istemekteler.Bunun sonucunda tüketim toplumu olduk ne yazık ki 😞
Minimalist kişi bunların aksine daha azıyla yetinebilen sağlıklı mutlu kişidir.

Bir söyleşisine gittiğim,televizyonlarda sık sık gördüğümüz ünlü bir profesörün,üzerinde giydiklerinin sade ve abartısız olduğu dikkatimi çekmişti.Genelde aynı kıyafetleri kullanıyordu.Çok fazla para kazandığını düşündüğüm bu doktorun mutlu olmak için minimalizm felsefesini uyguladığını düşünüyorum...

Çok yakın bir tanıdığım neredeyse 40 çeşit ayakkabısının olduğunu söylüyor üstelik bunu övünürcesine anlatıyordu...
 Başka bir tanıdığım bir defasında beni alışverişe çağırmıştı.Alışverişe sabah çıktık akşam eve geldik.İnanın ben böyle alışveriş hayatımda yaşamadım.4 adet güneş gözlüğü hem siyah hem kahverengi kemik,8 çift ayakkabı beğendiği modelin  değişik renklerinden 2'şer çift,bir kaç kazak,pantolon aynı model farklı renklerinden..Benim onunla ilk ve son alışverişe çıkışım oldu.Artık yorgunluktan başım dönmeye başlamıştı.Bir daha çağırdığında mazeret ileri sürmek zorunda kalmıştım :)

Minimalist olmak istesek de bazen bunu başarmak kolay olmayabilir.İnanın bunu hayatınıza soktuğunuz da çok mutlu olduğunuzu göreceksiniz.Öncelikle gardırobunuzda son 1 senedir kullanmadığınız giysileri(Çok pahalı da alsanız)kenara ayırıp ihtiyacı olanlara verebilmelisiniz.Evinizde sonra kullanırım dediğiniz halde hiç kullanmadığınız mobilya halı,kilim,yastık yorgan ne varsa öğrenci evlerine verebilirsiniz.Verdiğiniz eşyaların başkasını mutlu edeceği düşüncesi,paylaşım yapmanın verdiği ferahlık hemde evinizdeki eşyaların azalmasının verdiği huzur her halde hiç bir şeyle değişilmez.Üstelik bu minimalizmin gerçekten ne kadar önemli olduğunu da bize gösterir.Ayrıca ihtiyaç sahibi kişilere çok eskilerimizi vermeye çalışırız nedense,oysa en iyilerimizi vermeye çalışsak daha iyi olmaz mı? Ben bunu zaman zaman yapıyorum ve çok mutlu oluyorum :) Hadi şimdi bunları hep beraber yapalım ne dersiniz ?



Ormanları yok ederek yüksek binalar dikmek yerine,böyle sade bir evde bile yaşabiliriz ☺ Neden olmasın...









Her şeye yetişmeye çalışmak,en mükemmelini yapma gayreti insanı hem yıpratır hem yorar.Kanser olan ünlü bir sanatçı yıllar önce neden kanser olduğunu düşündüğünde;her şeye kendi koşturduğunu,iş hayatında,evliliğinde her şeyin en mükemmelini yaptığını,bütün sorumlulukları üzerine aldığını ve kendine kaliteli  hiç zaman ayırmadığını,başkaları için yaşadığını söylemişti.Bu yüzden artık minimalist olarak yaşayacağını,yanlış yaşamanın onu hasta ettiğini anlatmıştı...

Markete gittiğimizde gereksiz alışveriş hepimizin yaptığı hatalardandır.Bir arkadaşım deterjan almaya gidiyorum,deterjan haricinde her şey alıp geliyorum demişti :) O yüzden kesinlikle alacaklarımızın listesini yapmalı,liste dışı hiç bir şey almamalıyız..
Evimizin dolaplarında fazladan aldığımız deterjanlar,kağıt havlular,çaylar,tuzlar vb. bir sürü şey yer kaplar.Ben de eskiden indirimde olanları alır dolaba koyardım.Şimdi ihtiyacım kadar alıyorum.Çocuklarım indirim diye aldıklarım konusunda beni çok uyarmıştır☺❤
Marketten pazardan aldığımız sebzeler meyveler dolapta çürüyorsa,kullanacağımız kadarını almalıyız.Örneğin bu hafta ıspanak ve brokoli alıp pişirebiliriz diğer hafta pırasa ve lahana alabiliriz.Hepsini bir haftada alıp,çürütmeye terk etmeyelim.Böylece daha taze yemiş oluruz...

Rahmetli anneannem bize derdi ki;Eskiden insanların 2 kıyafeti olurdu biri kirlendiğinde,diğerini giyerdik.Eskidiğinde ise yama yapıp kullanılırdı.Fazla eşya aldığımızda bunun hesabını öbür tarafta vereceğiz...Hep bir şey alırken anneannemin bu sözü aklıma gelir,içim cız eder.Kendimi fazla kaptırmamaya çalışırım....

Hep dikkatimi çekmiştir bazı evlerin balkonlarında kullanılmayan eşyaların yığıldığını görürsünüz.Hem çirkin görüntü oluşturur hem de orada o eşya boşu boşuna durur...Böyle balkonu olan okurlarım varsa,mutlu olmak için balkonlarını bir daha gözden geçirsinler derim ☺ Kimimizin eşyası da bodrumda bekler senelerce...


Sade döşenmiş bir ev ❤



Minimalist hayatta  beynimizdeki düşüncelere de sınırlama getirmek gerekir..Fazla gereksiz düşüncelerden zihnimizi arındırabilirsek daha mutlu,daha huzurlu oluruz..İnsan hep geçmişte yaşadığı kötü olayları anımsar.Bu şunu demişti,bu böyle davranmıştı gibi düşünceleri hiç unutmayız.Oysa ki her şey geçmişte kaldı.Mutlu olmak istiyorsak bu düşünceleri zihnimizden atmalıyız,en azından gayret etmeliyiz.Evet zor olduğunu biliyorum,ben de herkes gibi çok zorlanıyorum fakat fazla gereksiz düşünceler insanı yoruyor.Onun için fazlalıkları atalım mutlu olalım ☺

Kendinizi nasıl mutlu,huzurlu hissediyorsanız yaşam felsefenizi ona göre ayarlayın.Hiç bir şey için zorlamayın.Hayatı kimse için yaşamayın,kendiniz için yaşayın.Az insan,az eşya,az para ile yaşamayı öğrenin.Az fakat öz olanla yetinin.Zamanınızı iyi kullanın...

İsteklerimizi sınırlamalıyız,arzularımızı dizginlemeli,öfkemizi bastırmalı,bireyin sahip olmaya değecek şeylerden yalnızca sınırlı bir paya erişebileceği gerçeğini akıldan çıkarmamalıyız..Arthur Schopenhauer

Sizin de minimalist yaşamla ilgili önerileriniz varsa yorumlara yazabilirsiniz ☺

Hepinize minimalist  mutlu günler diliyorum ☺ Allah'a emanet olun...








Kadın olmak

Yine fırtınalı ve yağmurlu serin bir kış gününden merhaba dostlar. Dün hava Güneşli ve serindi, bugünse yağışlı. Beklenilen kar ha...